Medine
Medine (el-Medînetü'l-Münevvere), Arabistan Yarımadası'nın batısında, Hicaz bölgesinde yer alan ve İslâm'ın iki kutsal şehrinden birini oluşturan mübârek kenttir. Hz. Peygamber'in hicret yurdu, Mescid-i Nebevî'nin ve Resûl-i Ekrem'in mübarek kabrinin bulunduğu şehir olması nedeniyle İslâm'da Mekke'den sonra en fazla saygınlık duyulan mekândır. Müslümanlar tarafından "Medinetü'n-Nebî" (Peygamber şehri) veya "el-Medînetü'l-Münevvere" (aydınlatılmış şehir) olarak anılmaktadır.
Medine
Medine
Konum
Medine, Suudi Arabistan
HaritaTarihçe
Medine'nin bilinen en eski adı Yesrib'dir. Bu adın, buraya ilk yerleşen kişi olduğu rivayet edilen Yesrib b. Vâil b. Kâyine b. Mehlâbil'in isminden geldiği kabul edilmektedir. Hz. Peygamber, şehre hicretten sonra Yesrib adını yasaklamış ve "Medine" adını kullanmayı emretmiştir. Kaynaklarda şehrin Tâbe, Tâbibe, Câbire, Âzire, Miskîne, Mahbûbe ve Kāsime gibi pek çok adının daha bulunduğu zikredilmekte olup bunlar arasında Tâbe ile Tâbibe en yaygın kullanılanlarıdır. Arap yarımadasının batısında, Kızıldeniz kıyısına yaklaşık 130 km uzaklıkta, Mekke'nin yaklaşık 350 km kuzeyinde yer alan Medine, deniz seviyesinden 619 metre yüksekliğindedir. Şehrin kurulduğu geniş düzlüğün kuzeyini Uhud Dağı, güneyini Âir dağları, doğusunu Vâkım harresi (volkanik lav akıntısı), batısını ise Vebere harresi kuşatmaktadır. Bu coğrafî konumu, şehre hem tarihî süreçte hem de Hz. Peygamber döneminde büyük askerî ve stratejik avantaj sağlamıştır. Medine'nin İslâm öncesi dönemde Evs ve Hazrec kabilelerinden oluşan Arap halkı ile çeşitli Yahudi kabileleri tarafından meskûn olduğu bilinmektedir. Benî Kaynukā', Benî Nadîr ve Benî Kurayza adlı Yahudi kabileleri, şehrin ekonomik ve siyasi yapısında önemli roller üstlenmişlerdi. Hz. Peygamber'in M. 622'de Mekke'den Medine'ye hicret etmesi, şehrin tarihinde ve dünya tarihinde bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Bu hicretle birlikte Hz. Peygamber, muhacir ve Ensar arasında kardeşlik bağı kurmuş; tüm kesimleri bir araya getiren Medine Sözleşmesi'ni hazırlamış ve şehri İslâm devletinin ilk başkenti hâline getirmiştir. Hz. Peygamber hicretin ardından ilk iş olarak Mescid-i Nebevî'yi inşa ettirmiş; bu mescid zamanla İslâm medeniyetinin merkezi işlevini üstlenmiştir. Medine, Hz. Peygamber'in vefatının ardından Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde de İslâm hilâfetinin merkezi olmaya devam etmiş; şehrin siyasî önemi Hz. Ali'nin hilâfeti döneminde Kûfe'ye taşınana dek sürmüştür. Osmanlı döneminde Medine, Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethinden (1517) sonra Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve dört yüz yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu dönemde şehre büyük değer verilerek Mescid-i Nebevî defalarca genişletilmiş ve tamir edilmiştir. [Kaynak: Nebi Bozkurt, Mustafa Sabri Küçükaşcı, "Medine", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/medine]
Önem ve Rivayetler
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Ben karyeleri yiyen karye'ye hicretle emrolundum. Buna Yesrib diyorlar. Burası Medine'dir. Medine, tıpkı körüğün cürufu ayırması gibi insanların kötüsünü defedip ayırır." [Kaynak: Buhârî, "Fezâilü'l-Medîne", 2; Müslim, "Hac", 488] --- Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Allahım! Bizlere Medine'yi sevdir, Mekke'yi sevdirdiğin gibi, hatta ondan daha fazla. Medineli'ye bereket ver, ölçeğine ve tartısına bolluk ver ve onu sağlık yurdu eyle." [Kaynak: Buhârî, "Fezâilü'l-Medîne", 10; Müslim, "Hac", 480]
Keşfetmeye Devam Et
1.000+ tarihi mekânı
keşfet ve öğren.
