Sahabe KabirleriSahabe Kabri·Medine

Hz.Bera b. Marur'un Kabri

Hz. Berâ b. Ma'rûr'un Kabri, İkinci Akabe Biatı'nda Hz. Peygamber'e ilk el uzatarak biat etme şerefine erişen ve Hz. Peygamber Medine'ye gelmeden önce vefat eden büyük sahâbî Berâ b. Ma'rûr el-Hazrecî'nin (ö. 622) kabridir. Hz. Peygamber onun kabrini ziyaret etmiş ve üzerinde namaz kılmıştır.

Sahabe Kabirleri

Hz.Bera b. Marur'un Kabri

Konum

Medine, Suudi Arabistan

Harita

Tarihçe

Berâ b. Ma'rûr b. Sahr el-Hazrecî, Medine'nin Hazrec kabilesinin Selime koluna mensup büyük ve önde gelen bir sahâbîdir. İkinci Akabe Biatı'ndan (H. 1/M. 622) önce müslüman olduğu rivayet edilmektedir. Berâ b. Ma'rûr, İkinci Akabe Biatı'nda yetmiş küsur kişilik Ensar heyetiyle birlikte Mekke'ye geldiğinde gece karanlığında Hz. Peygamber'e biat sırası gelince yetmişi aşkın kişiden önce öne çıkarak el uzattı ve birinci biat eden kişi olmakla şereflendi. Hz. Peygamber onun bu cesur adımını takdirle karşıladı. Berâ b. Ma'rûr'un özellikle dikkat çeken bir özelliği vardır: Hicret gerçekleşmeden ve kıble Kâbe yönüne çevrilmeden önce Kâbe'ye yönelerek namaz kılmaya başladı; sahâbîler buna itiraz ederek Hz. Peygamber'in Kudüs'e dönerek namaz kıldırdığını hatırlattılar. Tartışma devam ederken Berâ b. Ma'rûr bu kararlı tavrını sürdürdü; kıble değişikliği âyeti nâzil olunca ise haklılığı tescillenmiş oldu. Berâ b. Ma'rûr, Hz. Peygamber Medine'ye hicret etmeden bir ay önce, Zilhicce ayında vefat etti (M. 622). Vasiyetinde malının üçte birini Hz. Peygamber'e bağışladı; Hz. Peygamber bu vasiyeti kabul ederek aldığı payı ailesine iade etti. Medine'ye geldiğinde Hz. Peygamber onun kabrini ziyaret ederek üzerinde cenaze namazı kıldı ve dua etti. [Kaynak: "Berâ b. Ma'rûr", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/bera-b-marur]

Önem ve Rivayetler

Hz. Peygamber Berâ b. Ma'rûr'un kabrini ziyaret ettiğinde şöyle buyurdu: "Allahım! Ona mağfiret et, rahmet eyle ve onun yanına komşu kıl." Ardından üzerinde cenaze namazı kıldırdı. [Kaynak: İbn Sa'd, eṭ-Ṭabaḳāt, III, 617; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 96]